İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi yalnızca özgürlüklerin ilanı olarak değil, görünür zincirli köleliğin daha inceltilmiş ve görünmez zincirlerle sürdürüldüğü yeni bir düzenin bildirgesi olarak da okunabilir.
Tarih boyunca açık baskı ve zor kullanma biçimleri, zamanla daha hukuki, daha düzenli ve daha “medenî” görünen kontrol mekanizmalarına dönüşmüştür. Böylece özgürlükler genişlemiş görünse de bireyin sistem içindeki bağımlılık ilişkileri çoğu zaman değişmeden kalır.
Bu durum, kafes tavukçuluğundan bahçede gezen tavukçuluğa geçişe benzetilebilir: Tavuk artık dar bir kafeste değildir, daha geniş bir alanda dolaşır. Ancak hâlâ aynı çiftliğin sınırları içindedir ve yaşamının temel koşulları başkaları tarafından belirlenir.
Kısacası beyannamenin dili özgürlüğü vurgulasa da bana göre bu metin, insanın sistem içindeki bağımlılık ilişkilerini ortadan kaldırmaktan çok onları daha rafine ve kabul edilebilir hale getiren bir dönüşümü de temsil eder.
Sohbet etmek nedir?
"Karşılıklı olarak dereden tepeden, arkadaşça, dostça konuşarak hoşça vakit geçirmek.”
* Karşılıklı istek
* Hoşça vakit geçirmek
Yani sosyal medyada şahıslara yönelik: alay ederek, laf sokarak, fikirleri ezmeye çalışarak yaptığımız şey, sohbet değil.
Tartışmak nedir?
Belli bir konuda, karşılıklı olarak, birbirine karşıt görüşler öne sürüp bunları savunmak.
* Karşılıklı olarak.
Bir taraf istemiyorsa bunun adı ne oluyor?
Tartışmıyoruz. Sohbet etmiyoruz.
Ne yapıyoruz sosyal medyada biz?
Ezmeye çalışıyoruz. Yok etmeye çalışıyoruz.
Sadece kendi fikrini beyan etmek isteyenler bunu kendi sayfalarından yapıyor. Şahıslara takılmış olanlar ezmek için onlara saldırıyor.
Peki insanlar neden bir şeyler anlatır?
1- Onaylanma ihtiyacı
2- Tartışma ihtiyacı
3- Fikir sorma ihtiyacı
4- Paylaşıp rahatlamak
5- Gevezelik.
** Genelde nedenini bilmeden yanlış tepkiler gösteriyoruz.
Sadece paylaşmak istemiş olabilirler.
Fikrimizi belirterek rahatsız edebiliyoruz.
Veya fikrimizi merak ediyor olabilirler.
Sadece dinleyince de rahatsız edebiliyoruz.
Sohbetin başında niyetimizi belirtirsek, yanlış anlamaların önüne geçebileceğimizi düşünüyorum.
- Sana bir şey soracağım. Fikrini merak ediyorum.
- Bir şey oldu. Paylaşmak istiyorum.
- Bir şey yaptım. Doğru mu sormak istiyorum. vb.
Karşıdaki kişi belirtmediyse bile, kendi kafamızdan çıkarım yapmak yerine, öncelikle sorabiliriz.
- Fikrimi mi soruyorsun?
- Fikrimi belirtebilir miyim? gibi..
Bu sorunu sadece gündelik sohbetlerimizde yaşamıyoruz.
Sosyal medyada da benzer sorunlar yaşıyoruz.
Sadece fikrini paylaşmak isteyince, tartışmaya başlayabiliyoruz.
Kendi fikrimizi söyleyebiliyoruz.
Soru soranlara cevap vermiyoruz.
Destek mesajlarını umursamıyoruz vd.
Ortaya yazdığım bir fikrimle ilgili benimle konuşmak isteyen biri ile şöyle bir diyalog hayal ediyorum.
(1- ben, 2- diğer kişi)
1- Benimle tartışmak mı istiyorsun?
2- Hayır. Sohbet etmek istiyorum.
1- Sohbet, havadan sudan olur. Özellikle bir konuda belirttiğim fikrim için olmaz.
2- O zaman fikir alışverişi, diyelim.
1- Fikrini merak etmiyorum.
2- Ben paylaşmak istiyorum.
1- Neden fikrini ortaya yazmıyorsun. Merak edenler okusun
2- Çünkü sana söylemek istiyorum.
1- Sebep?
2- Farklı bir fikir görmeni istiyorum.
1- Sebep?
2- Belki fikrin değişir, diye.
1- Yani tartışmak istiyorsun. İkna etmeye çalışacaksın, beni.
2- Argümanlarımı göstereceğim
1- Kimin kazandığını nasıl anlayacağız? Bağırmayan? Sövmeyen? Kaçmayan? Argo kelimeler olmadan diğerinin argümanlarını, kişiliğini zekice (!) aşağılayarak diğerini ilk delirtebilen?
Sen baya baya savaşa geliyorsun. Farkında mı değilsin? Yoksa beni salak mı sanıyorsun.? Fikrini sayfandan yaz. Merak edersem, okurum.
2- Konuşalım. Belki sen beni ikna edersin?
1- Sebep? Neden seni ikna etmek isteyeyim?
2- Fikrini kabul ettirmek, istemez misin?
1- Hayır. Fikirlerimi, insanları veya dünyayı değiştirmek için oluşturmuyorum. Kendimi değiştirmek için oluşturuyorum. Kendimi değiştiriyorum.
2- Fikir alışverişi, beyin fırtınası yapmaz mısın?
1- Çok yaparım. Ama dünya görüşümle ilgili değil. Mesleki konular için yaparım. Sen dünya görüşümü karşıt görüşünle çürütmek için savaşa geliyorsun. Bu saçmalık. Ne kazanacaksın? Benim fikrim değişince fikrin doğru mu olacak?
2- İnsanlar konuşarak anlaşır.
1- Sen konuşmak istemiyorsun ki. Beni ikna etmek istiyorsun. Ben seni ikna etmek istemiyorum. Sence hangimiz faşist bu durumda?
2- Vay be, faşist de oldum.
1- Evet. hatta beni istemediğim bir şeye zorlayacağın için, tacizci de olabilirsin. Uzatırsan. Empati yap. Bir ülke diğeri ile savaşmak istiyor. Diğeri, defol git savaşmayacağım, diyor.
Saldırırsa kim hangi durumda olur.?
İşgalci ?
Tartışmalar= savaş
2- Hiç mi tartışmayacağız?
1- Fikrinden eminsen tartışma ihtiyacı duymazsın. Bak. Ben ne kadar eminim. Neden benim onayıma ihtiyaç duyduğunu düşünmelisin.
2- Ben fikrimden eminim. Bunu göstermek istiyorum.
1- Fikrini ortaya çıkartan ön bilgiler ve ön kabullerine göre eminsin. Ben de benim ön bilgi ve kabullerime göre eminim. Ön bilgi ve ön kabullerimiz farklı. Farklı lisan konuşuyoruz.
Şöyle:
Xxx insandır. (Öncül)
Tüm insanlar, ölümsüzdür./ Ölümlüdür (Öncül)
O zaman xxx ölümsüzdür/ ölümlüdür (Çıkarım)
Milyarlarca öncül ortaya çıkartabiliriz. Çıkarım yaparız.
Öncüller doğru mu değil mi?
Öncülleri doğru kabul ederek fikir üretiriz. (Ön kabul).
Benim fikrim seninkini döver kavgası saçmalık.
Ön kabuller incelenmeli. Kendi kendimize incelemeliyiz.
Tartışarak değil.
İşte bu yüzden ben hayat görüşü tartışmalarını saçmalık olarak görüyorum. Fikrini tabi ki paylaşmalısın. Ama kendi sayfandan. Genel için. Özele, değil.
Bir patronun şirketine, bir ebeveynin çocuğuna bağlanması gerçekten sevgi mi? Yoksa ikisinin de vazgeçemediği şey aslında kendi emekleri mi?
Bir erkeğin iş kurması ve işi için yıllarını harcaması ile bir annenin çocuğu için yıllarını harcaması temelde aynı şey. İkisi de aşık. Ama işine veya çocuğa değil. Emeklerine aşıklar. Patronluktan vazgeçemeyenler ile çocuğuna %100 özgürlük veremeyenler aynı tür.
Onlar olmadan bir şeyler yapılmasından rahatsız oluyorlar. Kendilerine bağımlı olunmasından zevk alıyorlar. Kendileri de buna bağımlı. Fakat bunu yok sayıyorlar. Acı çekmekten ve acı vermekten zevk alan sadomazoşistler.
Hisleriniz olmadan durumu incelerseniz göreceksiniz. Örneğin. Öldükleri zaman çocukları yalnız kalacak korkusu ile evlenmelerini istiyorlar. Çocuklarının mutlu olması umurlarında değil. Çocuklarının kendileri gibi bağımlı sapkınlar olması için çabalıyorlar.
Patronların korkusu da bu. Emeği yok olacak. Yalnız kalacak. Bildiği bir şekilde devam etmesini garantilemek. Bir çoğu çocuklarını işe hapsediyor kendi emekleri sürsün, diye. Çocuklarının özgürlüğünü istemiyorlar. Bencilce kendi emeklerinin sürmesini istiyorlar.
Batmaya başlamış bir şirketten vazgeçemeyen patronlarla, batmaya başlamış bir evlilikten vazgeçemeyenlerin durumu da aynı. veya ilişkiden. veya çalıştıkları şirketten. Vazgeçemedikleri şey: Emekleri.
Emek aşkı = kendinize aşk. Diğerleri sizin senaryonuzdaki oyuncular. Yani piyonlarınız.
Tüm tavırların temeli aynı. Cinsiyetler %99,999999 aynı. Sadece piyonlar farklı.
İkili ilişkilerde bunu kavradıktan sonra toplumsal konuların da aynı temelde olduğunu göreceksiniz. İkili ilişkilerdeki sorunlar çözülmeden, toplumsal sorunların çözülmeyeceğini de göreceksiniz.
Emek aşkından biraz daha farklı bir yapıda ChatGPT ile sohbetimiz.
Created on 2021-03-06 23:44
Published on 2021-03-06 23:45
Beni bir yükten kurtarmak için yardım edeceksin.
Sana minnet etmemi bekleyerek, yeni bir yük altına sokacaksın.
Manevi olunca yük ortadan kalkmış mı oluyor?
Amaç özgürleştirmek mi?
Yük değiştirmek mi?
İnsanların bir yükünü almak için yaptığınız şeyler karşılığında "minnet" bekliyorsanız yaptığınız işler "iyilik" olmuyor.
“Borç değiştirme” oluyor.
Geçici borcu olan birini kalıcı borç (minnet) altına sokmak oluyor.
Size borçlu (minnet) olmadığında nankör demeniz ise tam şerefsizlik oluyor.
Sözlük anlamlarından da açıkça belli oluyor.
Minnet, iyiliği öldüren bir kavramdır.
Nankör, iyiliğin öldüğünü kanıtlayan bir kavramdır.
İyilik: Karşılık beklenilmeden yapılan yardım,
Minnet: Yapılan bir iyiliğe karşı kendini borçlu sayma
Nankör: İyilik bilmez
Seks tapulama ilişkilerinizde yani seks yaptığınız hayat arkadaşlığı (!) arzunuzda da kafanız böyle çalışıyor.
"Yüklerimden kurtulayım. Ortak olsun sıkıntılarıma".
Aldığınız yeni yükleri umursamıyorsunuz.
Yaptığınız şey karşılığında minnet beklemek, kendinize hakarettir.
Yaptığınıza hakarettir.
Karşıdakine işkencedir.
Karşılığında manevi haz almak > Karşılığında para almak.
Karşılığında manevi borç altına sokmak > Karşılığında maddi borç altına sokmak
Kısaca: Manevi borç altına sokanlar (minnet bekleyenler. Beklemediğini iddia edip, görmediği zaman nankör olarak düşünenler):
İğrençsiniz.
Tefeciler bile sizden çok daha doğru.
En azından borç ve faizi belli.
Sizde son yok. Ömür boyu borçlu kalacağız size.
İstediğiniz kadar, ben istemedim ki, diye düşünün.
Tavrınızla gerçekten istemediğinizi belli etmediğiniz sürece, “istemem. yan cebime koy” tavrını sunuyorsunuz.
İyilik yapacaksınız kendinizi “POSTACI” olarak düşünmelisiniz.
İyi insan olarak değil. Lütufkar olarak değil.
Sadece o anda sizde olan bir şeyi, adresine teslim ettiniz.
Karşıdakinin de bundan emin olmasını sağlayacaksınız.
O kadar.