Bir patronun şirketine, bir ebeveynin çocuğuna bağlanması gerçekten sevgi mi? Yoksa ikisinin de vazgeçemediği şey aslında kendi emekleri mi?
Bir erkeğin iş kurması ve işi için yıllarını harcaması ile bir annenin çocuğu için yıllarını harcaması temelde aynı şey. İkisi de aşık. Ama işine veya çocuğa değil. Emeklerine aşıklar. Patronluktan vazgeçemeyenler ile çocuğuna %100 özgürlük veremeyenler aynı tür.
Onlar olmadan bir şeyler yapılmasından rahatsız oluyorlar. Kendilerine bağımlı olunmasından zevk alıyorlar. Kendileri de buna bağımlı. Fakat bunu yok sayıyorlar. Acı çekmekten ve acı vermekten zevk alan sadomazoşistler.
Hisleriniz olmadan durumu incelerseniz göreceksiniz. Örneğin. Öldükleri zaman çocukları yalnız kalacak korkusu ile evlenmelerini istiyorlar. Çocuklarının mutlu olması umurlarında değil. Çocuklarının kendileri gibi bağımlı sapkınlar olması için çabalıyorlar.
Patronların korkusu da bu. Emeği yok olacak. Yalnız kalacak. Bildiği bir şekilde devam etmesini garantilemek. Bir çoğu çocuklarını işe hapsediyor kendi emekleri sürsün, diye. Çocuklarının özgürlüğünü istemiyorlar. Bencilce kendi emeklerinin sürmesini istiyorlar.
Batmaya başlamış bir şirketten vazgeçemeyen patronlarla, batmaya başlamış bir evlilikten vazgeçemeyenlerin durumu da aynı. veya ilişkiden. veya çalıştıkları şirketten. Vazgeçemedikleri şey: Emekleri.
Emek aşkı = kendinize aşk. Diğerleri sizin senaryonuzdaki oyuncular. Yani piyonlarınız.
Tüm tavırların temeli aynı. Cinsiyetler %99,999999 aynı. Sadece piyonlar farklı.
İkili ilişkilerde bunu kavradıktan sonra toplumsal konuların da aynı temelde olduğunu göreceksiniz. İkili ilişkilerdeki sorunlar çözülmeden, toplumsal sorunların çözülmeyeceğini de göreceksiniz.